SubhanAllah

subhanallahSubhanAllah… Mutlak Varlık, ayrıca varlık vererek hata ettiğimiz sanal kişilik, kimliklerden beridir! Allah (>Mutlak sınırsızlık) âlemlerden (sınırsızlıklardan) ötedir, tenzih edilmiştir.

Allah’ın Gizli Hazinesinden bilmek (algılamak) ve bilinmek (algılanmak) için açığa çıkan ve “şey” adını alan her bir varlık ilahi bir öz taşır, ilah olan Allah gereği.

Ve O, gökte İlâh’tır ve yerde İlâh’tır (Zuhruf-84) 

Ama yaratılan hiç bir “şey” ilah değildir, ilah edinilemez.

“İki ilah edinmeyin, O ancak tek bir ilahtır” (Nahl-51)

Allah, ismi Muhammed olan veya diğer yaratılan manalar, alemler, şeyler ile kayıtlanamaz.

Kul, her daim kuldur. Sözde muhabbet, sözde aşk adı altında sarhoş zihinler ile, yaratılan hakkında yapılan mübalağalardan, putlaştırmalardan münezzehtir Allah. -Haşa- Muhammed eşittir Allah, Ben O’yum, Ben Tanrı’yım denilemez. Bu, gerçekten perdelenmek olur (küfr).

Hallac-ı Mansur’un aklı başında Ene’l Hak deyişi, Ben Hakkım; Hakikat benim görünümümde açığa çıkmaktadır, ilahi özümü fark ettim anlamınadır, yoksa Tanrılık iddiası değildir, yanlış anlaşılanın aksine.

Sarhoşluğun (Sekerât) her çeşidi bu nedenle yasaklanmıştır fıtrat dininde.

Kur’an’da Sevgi geçer, tavsiye edilir; Salt Aşk kavramı geçmez. Aşk ancak “Haşyet” içinde, İlim ile yerini alır, almalıdır.

Haşyet, egonun, sınırlı ben hissinin paramparça olması ile Mutlak Şuûrda hissedilen derin tevazu hâli, hiçliğinin algısı.

Aklın, İlmin olmadığı Tasavvuf; aklın, ilmin olmadığı aşk insanın aklını örter, sarhoş eder, meczup meczup dolaştırır, ayağını yere bastırmaz; içi boş, sönüp gidecek abartılara neden olur. İlimsiz aşk hormonaldir çünkü, bedenin açlığından (anneden, babadan, sevgiliden, eşten vs. sevgiyi tam anlamıyla bulamamaktan, doyamamaktan) kaynaklanan vücut tepkisidir.

Kul, her daim kuldur. Hangi bilinç halini deneyimlemiş olursa olsun! Kul ve kulu olunulan ikiliğinin kalktığı tamlık, birlik, vahdet deneyimlerinde dahi..

Rabbe (Allah’ın manalarının bileşkesine, terkibe, sınırlı ben hissi, kimlik ile) kulluk, sonsuza dek olacaktır; çünkü beynin, bilincin çokluk alemini, yani benim bedenim hissini, benden ayrı benler olduğu gerçeğini, benler arası iletişimi, kısacası dünya ve ahiret hayatını algılayabilmesi için şarttır. Fakat, bizlerden istenen sadece bu sınırlı ben hissine (cehenneme) takılı kalmayıp, ilahi özümüz olan sınırsız ben hissinin de, yani “kul” ve “kulu olunan” diye “ikilik/ şirki hafî/ gizli şirk” yoktur (>Rabbül Alemin olan Allah’a kulluğun hakikati, Abdullah) deneyiminin de salt bilgi düzeyinin ötesinde de açığa çıkarılmasıdır.

Bu Teklik, sınırsızlık halinin kişiden sürekli sadır olması çok fazla ruhsal enerji isteyen bir durumdur ve bedenin, beynin bunu taşımaya gücü yetmez, mecburen gizli şirk boyutuna sürüklenilir; ama bilinç fonuna Teklik deneyimi sinmiş olarak. Rasul’e sürekli vahiy gelmezdi (Teklik algısı); savaşlara katılırdı, tebliğde bulunurdu kişiliği, kimliği ile (Çokluk algısı) vs.

Sınırsız ben hissinin açılması, Teklik halinin yaşanması tasavvufa sonradan sokulmuş tabiriyle “fenafillah” -haşa- Allah olmak, Allah’la bütünleşmek vs. değildir; Evrensel Ruh (âlem) olmak, bu Şuûrda kendini bulmak, Evrensel Ruh uzayına girmek, bu mekansızlıkla bütünleşmektir. Kişiliğimizin, kimliğimizin sadece varsayımsal, geçici bir görünüm, beynin bir illüzyonu olduğunun deneyimlenmesidir.

Elbette bütüne katılan bir parça yoktur; kendini parça olarak hissediş yanılgısının kalkması ve tümel özü-hissedişin fark edilmesidir.

Rasullerin, Haşyetin açığa çıktığı Alimlerin, Allah’ın Velisi olduğu Hanif kulların deneyimledikleri sınırsızlık, sonsuzluk, birlik, teklik hali (Evrensel RUH), ünlü Zenon paradoksundaki 0 ve 1 sayısı arasında yaşanaduran sınırlı sonsuz gibi Allah indinde bir hiç niteliğinde ve niceliğindedir. Allah alemlerden, sınırsızlıklardan Ğaniydir (zengindir). Sınırsızlık, sonsuzluk Allah’a eş ve özdeş değildir.

zenon-paradoks

Zenon paradoksunda kahramanımız Aşil “0” noktasından “1” noktasına gitmek için ilk olarak yolun yarısını kat etmelidir. Yolun yarısını geçtikten sonra ise, kalan yolun da yarısına gitmelidir. Daha sonra ise yeniden kalan yolun yarısına… Bu şekilde bu yolculuk Elealı fiolozof Zenona göre sonsuza kadar sürer. 0 ile 1 arası sınırlı bir mesafe olmasına rağmen bu paradokstaki gibi sonsuz sürede bitirilemeyecek bir mesafeye dönüşebilmektedir. Zenon tipi sonsuz, sonsuzumuzun sınırlılığını anlatabilmek için verdiğim yaklaştırıcı bir misaldir.  

Sonsuz ötesi matematiğinde sonsuz setleri temsil eden ELİF=ALEF (א) sayısı “sınırsız Ben hissine”, “Evrensel Ruha” işâret eder. 

Sonsuzun sonsuz kez tekrarlanmasıyla başka daha büyük sonsuzlar…

Bu şekilde üssel (eksponensiyal) sonsuz katlanmayla her küçük sonsuz, büyük sonsuz içinde, nihayetsizlikte, mutlak sonsuz içinde kaybolur. Allah ise matematiksel olarak (ALEF çarpı ALEF ) üzeri ALEF ötesi mutlak sonsuza da Muhît olan El Evveldir. Ekberdir.

Subhanallah..

SubhanAllah” hakkında 12 yorum

  1. Sayın Özcan..cevabınız için teşekkür ediyorum. SUBHANALLAH yazınızda belirttğiniz gibi ALLAH alemlerden gani dir..Ancak açığa çıkış itibariyle aldığı veya insani kamil olarak vasıflandırılan kimlik yönüyle böyle bir sual aklıma takıldı..açıklamalarınız için sağolun..

    1. Semra Hanım.. İnsanı Kamil de bir kimlik değildir, isimden başka. Ama insanı kamil ismi verilmiş Teklik ve Çokluk alemlerinin dengelendiği zihin/şuur halinin açığa çıktığı beden-beyin-kişi çokluk alemi gereği kendi kimliği ile hareket edebilir; bu kimlik ile de kayıtlanmadan. Örneğin, çay içmeyi sever, ama kahveyi içmez, ikisi ile de kayıtlanmaz gibi :).

  2. ÖzCan bey. yazdıklarınızı anlamaya çalışacağım..şunu yazabilirim,ne çok kayıtlılık içine girmişiz ..kayıtsızlık içinde yüzdüğümüzün belki de farkında değiliz. Hoşça kalın.

  3. HAKK diye kavramın evren olduğunu düşünüyorum…çoğu sufilerin yaşadıkları enel hakk mertebelerindeki paylaşımları ile açığa çıkanın evrenin çoklu boyutu olduğunu farkediyorum…panteizm de buna benziyor..oysa ganiy,sübhan oluşu ile birim ile kayıtlanmayanın HU oluşu ile tenzih mevcuttur…ayrıca rüya görmenin aslında neleri farkettiği de malum olunabilir;HU nun evren(hakk) adı altında yaşadığı hayali deneyimleri…yaşayanın ancak hayal olarak var ettiği kendine aid manaları….mantık,yanlış,doğru gibi zıt kavramların evren adı altında film senaryosu olması ve sadece bizi bağlaması gerçeği…şunu da belirtmek isterim;aşkın(şirk halinin) olmasını kendisi istediği için şirk halinden kurtulmak mümkün değil,,ikilik sonsuza dek var oluncaktır..melek kelimesi bile bir ayrımdır belki…irade etmek kelimesi bile başlangıcı ifade ediyor;yoktan var olmak..şunu şöyle anlıyorum;yoktan kasıt evrenin başlangıcıdır,ancak gerçek anlamda yok kavramı ile benzer ifade edilen ancak mutlak var olan HU’nun etkisiyle yoktan var olan bir durum vehmi evren…bu gerçeği de;VAR(Hu)’dan var olandır evren…ancak yaratılma ifadesi bile muallak..yaratılma ile kast edilen(yaratılmak bile yanlış bir kelimedir) mana da nedir?sübhan kelimesi şirki kaldıran bir kelime..benliği asıl sahibine vermenin yansıması..ayrılık mutlak ama..aşk adı altında şeytan denilen olgu bile bunun tezahürü..adem de öyle..!!(karmaşık olduğu için kusura bakmayın,ancak böyle ifade edebiliyorum)

  4. Diğer bir yorumdan aktarıyorum:

    Khalak=Yaratmak kelimesi, “yoktan var etmek” anlamına gelmemekte ve bu anlamıyla kullanılmamaktadır. Kur’ãn’da da Mutlak Varlığın “yoktan var etmek” gibi bir sıfatından bahsedilmemektedir.

    Bizlere “yoktan var etme” şeklinde anlatılan, aslında Allãh’ın “subhan” olan zatında Potansiyel/Gizli (Algılama düzeyinde olmama) halde bulunan İLMİN açığa çıkması ve algılanır olmasıdır. Bu açığa çıkış ve algılanır oluşu da yaratmanın gerçekleşeceği boyutun kanunları çerçevesinde gerçekleşir.

    1. maşallah. ilerde dahada net olursun.şeceretül kevne bir yorum yapsanız faydalı olurdunuz.

  5. kainat adı altında bi şeyler var ise bunun öncesi yoktur(algılanmama)…öncesinde olsaydı zaten yaratma/görünme/algılanma kelimelerine bile gerek kalmazdı..başlangıcı var ve böyle olduğundan yoktan var olmuş olur..görünmenin sahibi bakımından baz alınırsa;var olan(HU) dan açığa çıktığından yoktan var olmuş olmaz…

  6. ne sınırsızlık,ne sonsuzluk ne de kur’andaki esmalar kısaca kelimeye dökülen,ifade bulan hiçbir şey Allahı tanımlamıyor(Allah kelimesi bile tanımlama o zaman)..tanımlanabilme bile bir eksiklik,gölge,kusur oluyor sanırım..gerçekten öylesine bir etiket özelliği var ki kendimizce Allahı bile anlayabileceğimiz kalıplara döküyoruz acizliğimizden…aklıma;Tanrı ne ister,adlı kitaptaki yazılar geldi..evet hiçbir şey istemiyor O…ne kadar muazzam bir şey bu…ne kadar tarifsiz bir şey…insan ne kadar aciz ve ne kadar sonsuz muhtac…o sebeble hep bir şeylere güvenme,yardım dilenme,korunma ve sınırsız ihtiyaca bürünmede…yalnızız değil mi,zaten hep yalnızdık :( İÇTEKİ HİSSEDİLEN EKSİKLİKLER TAMAMLANDIĞINDA OLUŞAN DOYUM VE GÜVEN İLE SONSUZ YOLCULUĞA DEVAM MI YİNE BİR BAŞIMIZA :( egom saldığı kökleri koparmaktan korkuyor bu algısal toprak dünyasından..yuvayı bırakıp nereye gideceğini bilmiyor…belirsizlik ve güvenecek bir güce ihtiyac hep var olacak ego yanılsaması var olmaya devam ettikçe…insanın neyi var Sonsuzluk Kulesi :(

  7. bizden istenen bi şey var mıdır kul olarak?tekamül neyin tekamülüdür? her hayal muhatab alanında değil midir(bunu bir yazınıza ithafen soruyorum). Evrensel sistemle bezenmek mi tekamüldür ve insan-ı kamil olmaktır? ve bunun dahi amacı hem içsel hem de dışsal alanda yapması gerekenleri(dengeli olmak,emrolunduğu gibi dosdoğru olmak) yapmak için midir ve bu tekamülün ana gayesi midir? ve egonun sevgiye karşı zaafı çok büyük ve insanın kendisini zorlayan bu tekamülde(kendindekini yaşamak yerine kendisinden daha güçlü olana-evrensele- uyma zorunluluğu) sevgiyle yol alması daha kolay olmaz mı yani aşk denilen olgu gerekli değil mi bir dereceye kadar?

  8. “Sarhoşluğun (Sekerât) her çeşidi bu nedenle yasaklanmıştır fıtrat dininde.” Cümlenizden alarak insanı kendinden geçiren, adeta zaman ve mekanı unutturan bu sebeple de keyif veren eylemler aklıma geldi. Cinsellik (geleneğe uygun olanı), müzik, sesli zikir gibi… Bu eylemlerimiz sırasında şiddetli yoğunlaşmamız dan dolayı Beynimizin üst katmanı uyuştuğu/devreden çıktığı için kendimizi bir süreliğine cennette buluyoruz. Ne yapmalı? Bilemiyorum. Her şey yoruma açık. İzafi bir evrende sağlam bir kulp bulmak lazım.

    1. O vakit kavram ağımızı genişletmek gerek..

      “Sarhoşluk”, zihnin içinde bilincin dibe vurduğu, sislendiği ontolojik bir hale işaret ederken,
      Bahsettiğiniz “cinsellik, müzik, zikir.. vs” esnasındaki vecd halleri ise zihnin ötesine geçiş ile ilgili..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir