
Kur’ãn’ın hüküm bildiren (muhkem) ayetleri insanlara kendi hakikatlerini tanıtacak, manevi olgunlaşmalarını sağlayacak ve toplumsal ilişkilerini düzenleyecek bilgileri içerir iken; geçmişin hikayeleri, tarihsel verileri (esãtirul evvelîn) olarak zannedilen kıssaları da tüm boyutlarıyla İnsanın özetini (≈Holografik Yansıma) vermektedir. Yani bu ayetler İnsan’ın derin boyutlarının hâl dilinin birer tercümesidir, denkliğidir. Âyetlerin ve âyetlerdeki sembollerin karşılıklarının İnsan’da bulunması gerektiği ve İnsan’da olana işâret ettikleri düşüncesi kanaâtimizce “Her ne ararsan Kendin’de ara“ anahtarı sonucudur. Holografik Yansıma yazısına devam et

“Ben” ile işâret edilen varlığımdaki İlim eksikliği (eDNã) “ben”in “DüNYası”, Allãh’tan uzak olma durumu da “Cehennemi”dir. “Ben”deki İlim eksikliği “burayı”, “Cehennem” “mekân”ı olarak algılatır.
Nedense ezberlediklerimizi, atalarımızdan
Einstein’ın uzay-zaman hakkında bilinenlerde köklü bir değişiklik yapışına kadar bilim insanları Newton’dan aldıkları mirasla zamanı uzaydan ve gözlemciden bağımsız ve değişmeyen mutlak bir süreç olarak düşünmüşlerdir. Einstein devrimi ile birlikte ise uzay ve zamanın gerçekte birbirine bağlı olup uzay-zaman bütünlüğünü oluşturduğunu ve sağduyumuza ters gelse de algılayıcının durumuna göre değişken bir yapı kazandığını öğrenmiş olduk.